+ ANA SAYFA + HAKKINDA + ZAMANIN ÖTESİ + ÇÖZÜMLEME + KÖK TÜRKÇE +

 

Sorunları bulup yeren değil, sorunları görüp çözen olun;
iyiliğe hizmet edin, ruhunuz huzur bulsun.
 

Tanımlar ve bilgiler üzerinde mâna karmaşası oluşturularak toplumlar rahatlıkla kutuplaştırılabilir, duyarsızlaştırılabilir ve tepkisiz hale getirilebilirler. İnsanlar, geniş düşünmeden alıkoyan söylemlerle dar bakış açısına sokularak, kendilerini taraf alma seçeneği ile karşı karşıya bulabilirler. Bu durum psikolojik harbin ön çalışmasıdır amacı toplumu bölüp ayırmak ve gruplar hâlinde istenilen yapılarla yeniden birleştirmektir.


Önce söylemlerle kişilerde tarih karmaşası yaratılır, bu tarih karmaşasından, kendilerini içinde yaşadıkları toplumdan farklı tanımlayan gruplar oluşması sağlanır ve bu grupların farklılıkları ön plana çıkartılıp, milli olma, ulus olma bütünlüğü zayıflatılır. Böylece toplum, üzerine uygulanabilecek kötü niyetli herhangi bir saldırıya karşın ulusal birlikteliği savunmaktan uzaklaştırılıp, kendi içinde bir birini diğerine karşı koruyan, ufak gruplar haline dönüştürülmüş olur, aynı zamanda milli değerleri savunmak gelişen Dünya’nın karşısında çağ dışı bir anlayış olarak benimsettirilmeye çalışılır.


Bu uygulama aşağı yukarı sömürgeciliğin tanımıdır, sömürgeciler egemenlik kurmak isteğiyle, toplumu bölmek, yönetmek için, tarih dışında, inançları, gelenekleri, dili, kısacası tüm değerleri kullanırlar. Kendi çıkarları doğrultusunda tanımları ve bilgileri yeniden düzenler ve bilinç dışına bu yeni düzenlemeleri yerleştirmek için tüm olanakları, araçları kullanıp, ülke içindeki kanmışlara hükmederek, ülke üzerinde egemen olmaya ve bu kanmışlar aracılığıyla kendi çıkarlarını, ülke çıkarlarının üstünde tutmaya çalışırlar.


Yine bu güçler, kendi içlerinde ulusal bütünlüğü savunup, milli birlikteliği güçlendirirken; gelişmekte olan ülkelere milli devlet anlayışından uzaklaşmaları, küreselleşen dünya ile bütünleşip tek ve ortak pazar içinde yer almaları dayatılır. Ancak bu pazarın kullanım koşulları zengin ülkelerin çıkarlarına göre hazırlanır. Yani gelişmekte olan ülkelerden, üretimlerini ve ekonomilerini küreselleşmeye göre yapılandırmaları istenirken, zengin ülkeler pazarın koşullarını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirip, güç durumlarına göre oluşan pazarı paylaşmaya çalışırlar ve bu amaçla bölüşümü kolaylaştırmak için sömürülen ülkede para odakları oluşturup, bu odaklardan, sömürüye izin veren güçlerin yararlanmasını sağlarlar.


Maalesef, küreselleşmeyle kalkınmış ülkeler zenginliğini arttırırken, ihtiyacı olan ülke halklarına sosyal ve ekonomik adalet verilmez, Afrika’da, Asya’da, dünyanın bir çok bölgesinde insanlar açlıktan, hastalıktan ve yokluktan kırılır, ölür ve bir çok insan yaşadığı topraklarda zulüme uğrar, öldürülür. Küreselleşme tüm dünya için adaletin sağlanacağı bir yapı gibi gösterilmesine karşın, sömürünün yeni şekli olmuştur.


Ulaşım ve iletişimin oldukça kolaylaştığı ve Dünya kaynaklarının tüm insanları barındırmaya ve doyurmaya yettiği günümüzde, şu an dahi insanlar açlıktan, yoksulluktan kırılıyor ve çaresi olan hastalıklardan ölüyorsa, Dünya barışı için yapıldığı söylenen eylemler, samimiyetten uzak, sömürgecilik için uygun şartların devamını sağlayan veya oluşturan kandırmacalardır.


Bir inançtan yola çıkılarak yapılan sömürgeciliğin uygulanabilmesi için kullanılan en rahat araç, yine sömürülen ülkelerin inançlarıdır. Çünkü inanç hem içindeki radikallerle iş birliği yapılarak hem de farklılaştırılıp tabulaştırılarak amaca ulaşmada en zahmetsiz ve en etkili alandır.


Sömürü batı uygarlığının ciddi bir uygulamasıdır, haçlılar, köle ticareti, kolonileştirme, Kızılderili katliamı v.b. geçmiş örneği; Irak işgali ise günümüz örneğidir. Bugün barış getirmek, adalet getirmek için girilen topraklarda her gün onlarca insan ölmektedir. Avrupa’nın yanı başında Boşnaklar katledilmiştir, Cezayir’de Fransızlar kıyımlar yapmışlardır.


Kısacası güç önemlidir, sahip olunan güç sömürücülere karşı caydırıcı bir unsurdur. Güç fiziki varlığıyla önemli olduğu kadar, düşünsel yapısıyla da önemlidir, gücü bir arada tutan fikir bütünlüğünün, bilgiyle ve gelişen durumlar karşısında sürekli çözümlemeyle beslenmesi gerekir. Güvenilir ve doğru bilgiye ulaşıp, akıl ve vicdan hür tutularak yapılan iyi bir çözümleme, tanımlar karmaşasını ortadan kaldıracak ve gelişen olayların altında yatan niyeti açıklıkla sezilir hale getirecektir.


Tanımlar karmaşası, birlikler, topluluklar içinde mevzuat karmaşası, ekonomi içinde üretememe ama tüketmek arzusuyla para bulma karmaşası, tarihte barbar olma - medeni olma karmaşası içine sokulan Türk toplumu, bilinçli olarak olmasa da, geçmişten gelen köklü var oluşunun zenginliğini taşımaktadır. Bu var oluşun tarihi çok derinlerine iner, ön Türk tarihi bir çok medeniyetin, öğretinin temelini oluşturur. Orta Asya’ da ve Dünya’nın bir çok bölgesinde Türk motiflerinin, yazılarının izleri bulunabilir hatta bu izlerin günümüz toplumlarında varlıkları görülebilir. Sümerlerde, Mısır uygarlığında, Etrüsk’lerde, Uygur’larda, Maya’larda, Kızılderili’lerde ve bir çok medeniyette Türk izi vardır, bizlerin barbar olmadığı, aksine geçmişinde yüksek medeniyetler kuran insanlar olduğumuz kaçınılmaz ama saklanan bir gerçektir.


Geçmişinden gelen bu yüksek medeniyetle, geleceğini var eden Türkiye Cumhuriyeti, sömürgecilere karşı çıkan Türk milletinin ve milleti ayağa kaldıran önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün eseridir.


Mustafa Kemal Atatürk’ ün işaret ettiği yol, vicdanı ve aklı hür nesillerle, bilginin ışığında ilerlemek, vatanı, milleti kalkındırmak, önce kendi içinde güçlenmek ve adaleti bulmak, sonrasında Dünya adaletine ve düzenine katkı yaparak Türkiye Cumhuriyetini sonsuza taşımaktır.


Ortak ülkümüz cumhuriyetimizi yaşatmak, ulusal çıkarlarımızı korumak, zenginliği yaymak, üretimi arttırmak ve kalkınmak yani tam bağımsızlık olmalıdır.


Ülkümüz için hedef, kendi içinde ve dışında güçlü Türkiye için tüm unsurlarıyla doğru çalışır olmak ve içindeki sömürgeleşmeyi kovan Türkiye olabilmek olmalıdır.


Unutmayalım ki insanlık tarih içinde büyük medeniyetler kurdu, büyük keşifler yaptı, büyük sırlara erişti. Bu keşif ve sırları yazdı, gelecek nesillere aktarmak istedi fakat sömüren güçler bilgiyi hep ele geçirdi ve kendi çıkarları için bilgiyi sakladı, yok etti veya geliştirdi. Yine bu sömürenler, ekonomik güçlerini, gizli yapılanmalarla ve paraya hükmetmenin getirdiği üstünlükle günden güne büyüttüler. Sömürüyle medeniyet kuran, insanları köleleştiren bu düzenin yöneticileri, paraya ve parayı güçlü kılacak maddelere hükmederek kendi krallıklarını geçmişte sürdürdüler, bugün ve gelecekte de bu krallığı yönetmeyi hep isteyeceklerdir. Bundan dolayı ülke idaresi, ehil ve bilgi sahibi olmayan kişilerce yönetilemeyecek kadar hassastır.


Türkiye üzerindeki amaç ve niyet Türkiye’ yi güçsüz kılıp boyunduruk altında tutmaktır veya yapabilirlerse işgal etmektir …


Sözün özü bugün yaşadığımız ekonomik bağımlılık ve üretememek yani toplum genelindeki gelir azlığı ve fakirlik, üzerimizde ki belaların nedenidir. Ne kadar çabuk ekonomik olarak bağımsız olur ve güçlenirsek , o kadar bir ve güçlü oluruz.


Üzerimizde oynanan oyunları kendi lehimize kullanabilmeliyiz, adaleti, eşitliği herkes için sağlamalıyız. Her zaman doğru olmalıyız, asla eğilmeden; kendi çıkarına düşmeden ve paylaşmanın asıl zenginlik olduğunu bilerek geleceğe yürümeliyiz.

Özgür Ütebay - Şubat 2007
yeniden düzenleme Kasım 2008

 

. .