|
Sorunları
bulup yeren değil, sorunları görüp çözen olun;
iyiliğe hizmet edin, ruhunuz huzur bulsun.
Tanımlar ve bilgiler
üzerinde mâna karmaşası oluşturularak toplumlar rahatlıkla
kutuplaştırılabilir, duyarsızlaştırılabilir ve tepkisiz hale
getirilebilirler. İnsanlar, geniş düşünmeden alıkoyan söylemlerle dar bakış
açısına sokularak, kendilerini taraf alma seçeneği ile karşı karşıya
bulabilirler. Bu durum psikolojik harbin ön çalışmasıdır amacı toplumu bölüp
ayırmak ve gruplar hâlinde istenilen yapılarla yeniden birleştirmektir.
Önce söylemlerle kişilerde tarih karmaşası yaratılır, bu tarih
karmaşasından, kendilerini içinde yaşadıkları toplumdan farklı tanımlayan
gruplar oluşması sağlanır ve bu grupların farklılıkları ön plana çıkartılıp,
milli olma, ulus olma bütünlüğü zayıflatılır. Böylece toplum, üzerine
uygulanabilecek kötü niyetli herhangi bir saldırıya karşın ulusal
birlikteliği savunmaktan uzaklaştırılıp, kendi içinde bir birini diğerine
karşı koruyan, ufak gruplar haline dönüştürülmüş olur, aynı zamanda milli
değerleri savunmak gelişen Dünya’nın karşısında çağ dışı bir anlayış olarak
benimsettirilmeye çalışılır.
Bu uygulama aşağı yukarı sömürgeciliğin tanımıdır, sömürgeciler egemenlik
kurmak isteğiyle, toplumu bölmek, yönetmek için, tarih dışında, inançları,
gelenekleri, dili, kısacası tüm değerleri kullanırlar. Kendi çıkarları
doğrultusunda tanımları ve bilgileri yeniden düzenler ve bilinç dışına bu
yeni düzenlemeleri yerleştirmek için tüm olanakları, araçları kullanıp, ülke
içindeki kanmışlara hükmederek, ülke üzerinde egemen olmaya ve bu kanmışlar
aracılığıyla kendi çıkarlarını, ülke çıkarlarının üstünde tutmaya
çalışırlar.
Yine bu güçler, kendi içlerinde ulusal bütünlüğü savunup, milli birlikteliği
güçlendirirken; gelişmekte olan ülkelere milli devlet anlayışından
uzaklaşmaları, küreselleşen dünya ile bütünleşip tek ve ortak pazar içinde
yer almaları dayatılır. Ancak bu pazarın kullanım koşulları zengin ülkelerin
çıkarlarına göre hazırlanır. Yani gelişmekte olan ülkelerden, üretimlerini
ve ekonomilerini küreselleşmeye göre yapılandırmaları istenirken, zengin
ülkeler pazarın koşullarını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirip, güç
durumlarına göre oluşan pazarı paylaşmaya çalışırlar ve bu amaçla bölüşümü
kolaylaştırmak için sömürülen ülkede para odakları oluşturup, bu odaklardan,
sömürüye izin veren güçlerin yararlanmasını sağlarlar.
Maalesef, küreselleşmeyle kalkınmış ülkeler zenginliğini arttırırken,
ihtiyacı olan ülke halklarına sosyal ve ekonomik adalet verilmez, Afrika’da,
Asya’da, dünyanın bir çok bölgesinde insanlar açlıktan, hastalıktan ve
yokluktan kırılır, ölür ve bir çok insan yaşadığı topraklarda zulüme uğrar,
öldürülür. Küreselleşme tüm dünya için adaletin sağlanacağı bir yapı gibi
gösterilmesine karşın, sömürünün yeni şekli olmuştur.
Ulaşım ve iletişimin oldukça kolaylaştığı ve Dünya kaynaklarının tüm
insanları barındırmaya ve doyurmaya yettiği günümüzde, şu an dahi insanlar
açlıktan, yoksulluktan kırılıyor ve çaresi olan hastalıklardan ölüyorsa,
Dünya barışı için yapıldığı söylenen eylemler, samimiyetten uzak,
sömürgecilik için uygun şartların devamını sağlayan veya oluşturan
kandırmacalardır.
Bir inançtan yola çıkılarak yapılan sömürgeciliğin uygulanabilmesi için
kullanılan en rahat araç, yine sömürülen ülkelerin inançlarıdır. Çünkü inanç
hem içindeki radikallerle iş birliği yapılarak hem de farklılaştırılıp
tabulaştırılarak amaca ulaşmada en zahmetsiz ve en etkili alandır.
Sömürü batı uygarlığının ciddi bir uygulamasıdır, haçlılar, köle ticareti,
kolonileştirme, Kızılderili katliamı v.b. geçmiş örneği; Irak işgali ise
günümüz örneğidir. Bugün barış getirmek, adalet getirmek için girilen
topraklarda her gün onlarca insan ölmektedir. Avrupa’nın yanı başında
Boşnaklar katledilmiştir, Cezayir’de Fransızlar kıyımlar yapmışlardır.
Kısacası güç önemlidir, sahip olunan güç sömürücülere karşı caydırıcı bir
unsurdur. Güç fiziki varlığıyla önemli olduğu kadar, düşünsel yapısıyla da
önemlidir, gücü bir arada tutan fikir bütünlüğünün, bilgiyle ve gelişen
durumlar karşısında sürekli çözümlemeyle beslenmesi gerekir. Güvenilir ve
doğru bilgiye ulaşıp, akıl ve vicdan hür tutularak yapılan iyi bir
çözümleme, tanımlar karmaşasını ortadan kaldıracak ve gelişen olayların
altında yatan niyeti açıklıkla sezilir hale getirecektir.
Tanımlar karmaşası, birlikler, topluluklar içinde mevzuat karmaşası, ekonomi
içinde üretememe ama tüketmek arzusuyla para bulma karmaşası, tarihte barbar
olma - medeni olma karmaşası içine sokulan Türk toplumu, bilinçli olarak
olmasa da, geçmişten gelen köklü var oluşunun zenginliğini taşımaktadır. Bu
var oluşun tarihi çok derinlerine iner, ön Türk tarihi bir çok medeniyetin,
öğretinin temelini oluşturur. Orta Asya’ da ve Dünya’nın bir çok bölgesinde
Türk motiflerinin, yazılarının izleri bulunabilir hatta bu izlerin günümüz
toplumlarında varlıkları görülebilir. Sümerlerde, Mısır uygarlığında,
Etrüsk’lerde, Uygur’larda, Maya’larda, Kızılderili’lerde ve bir çok
medeniyette Türk izi vardır, bizlerin barbar olmadığı, aksine geçmişinde
yüksek medeniyetler kuran insanlar olduğumuz kaçınılmaz ama saklanan bir
gerçektir.
Geçmişinden gelen bu yüksek medeniyetle, geleceğini var eden Türkiye
Cumhuriyeti, sömürgecilere karşı çıkan Türk milletinin ve milleti ayağa
kaldıran önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün eseridir.
Mustafa Kemal Atatürk’ ün işaret ettiği yol, vicdanı ve aklı hür nesillerle,
bilginin ışığında ilerlemek, vatanı, milleti kalkındırmak, önce kendi içinde
güçlenmek ve adaleti bulmak, sonrasında Dünya adaletine ve düzenine katkı
yaparak Türkiye Cumhuriyetini sonsuza taşımaktır.
Ortak ülkümüz cumhuriyetimizi yaşatmak, ulusal çıkarlarımızı korumak,
zenginliği yaymak, üretimi arttırmak ve kalkınmak yani tam bağımsızlık
olmalıdır.
Ülkümüz için hedef, kendi içinde ve dışında güçlü Türkiye için tüm
unsurlarıyla doğru çalışır olmak ve içindeki sömürgeleşmeyi kovan Türkiye
olabilmek olmalıdır.
Unutmayalım ki insanlık tarih içinde büyük medeniyetler kurdu, büyük
keşifler yaptı, büyük sırlara erişti. Bu keşif ve sırları yazdı, gelecek
nesillere aktarmak istedi fakat sömüren güçler bilgiyi hep ele geçirdi ve
kendi çıkarları için bilgiyi sakladı, yok etti veya geliştirdi. Yine bu
sömürenler, ekonomik güçlerini, gizli yapılanmalarla ve paraya hükmetmenin
getirdiği üstünlükle günden güne büyüttüler. Sömürüyle medeniyet kuran,
insanları köleleştiren bu düzenin yöneticileri, paraya ve parayı güçlü
kılacak maddelere hükmederek kendi krallıklarını geçmişte sürdürdüler, bugün
ve gelecekte de bu krallığı yönetmeyi hep isteyeceklerdir. Bundan dolayı
ülke idaresi, ehil ve bilgi sahibi olmayan kişilerce yönetilemeyecek kadar
hassastır.
Türkiye üzerindeki amaç ve niyet Türkiye’ yi güçsüz kılıp boyunduruk altında
tutmaktır veya yapabilirlerse işgal etmektir …
Sözün özü bugün yaşadığımız ekonomik bağımlılık ve üretememek yani toplum
genelindeki gelir azlığı ve fakirlik, üzerimizde ki belaların nedenidir. Ne
kadar çabuk ekonomik olarak bağımsız olur ve güçlenirsek , o kadar bir ve
güçlü oluruz.
Üzerimizde oynanan oyunları kendi lehimize kullanabilmeliyiz, adaleti,
eşitliği herkes için sağlamalıyız. Her zaman doğru olmalıyız, asla
eğilmeden; kendi çıkarına düşmeden ve paylaşmanın asıl zenginlik olduğunu
bilerek geleceğe yürümeliyiz.
Özgür Ütebay - Şubat 2007
yeniden düzenleme Kasım 2008 |